FELSEFE

Orjinal Metin: Consciousness is one of the biggest puzzles still confronting researchers and thinkers in many fields. Why and how can something as subjective and colorful as personal experience- that is, consciousness- arise from our brains- something that is objective and a rather dull gray in color? That is what comtemporary Australian philosopher David Chalmers(1996) called the "hard problem" and it is indeed a tough nut to crack.


Çeviri Metni: Bilinç, araştırmacıları ve düşünürleri bir çok alanda karşı karşıya getiren en büyük muammalardan biridir. Neden ve nasıl bir şey özneldir ve kişisel deneyimce renklidir-ki bu bilinçtir- beynimiz tarafından husule gelir- ya da nesneldir ve bilakis mat gridir? Bu, çağdaş Avustralyalı filozof David Chalmers (1996) tarafından “çetin problem” olarak adlandırılır ve hakikaten kırılması zor çetin bir cevizdir. 

PSİKOLOJİ

Orjinal Metin: Anxiety is often looked at as the enemy in our culture. The goal is to get rid of it, or at the least, to tone it down. Often it is associated with being neurotic. Woody Allen has made a career portraying the anxious neurotic that we can all laugh at. There is a cultural conditioning that says, something is wrong with you if you get too anxious. This same conditioning tells us that anxiety needs to be eliminated. The aim is to be cool, calm, and collected, like the archetype of a martini-sipping James Bond. 


Çeviri Metni: Kaygı genellikle insanlar tarafından düşmanca karşılanır. İstenen kaygıdan kurtulmak ya da onu asgari düzeye indirmektir. Bu kavram sıklıkla nevrotik olmakla ilişkilendirilir. Woody Allen hep birlikte gülerek izlediğimiz kaygılı nevrotik tipi betimlemek üzerine bir kariyer yapmıştır. Eğer kaygılıysan sende yolunda gitmeyen bir şeyler var şeklinde yaygın bir düşünce vardır. Yine bu yaygın düşünce bize kaygıdan kurtulmamız gerektiğini öğütlemektedir. Adeta amaç James BOND arketipinde olduğu gibi sakin, soğukkanlı hatta buz gibi durmaktır.

POLİTİKA

Orjinal Metin: Multilateralism can broadly be defined as a process that coordinates behaviour amongst three or more countries on the basis of generalized principles of conduct. For a process to be genuinely multilateral, it must conform to three principles. These principles are non-discrimination (all participating countries must be treated alike) indivisibility (participating countries must behave as if they were a single entity, as in collective security and diffuse reciprocity (obligations amongst countries must have a general and enduring character, rather than being examples of one off cooperation)


Çeviri Metni: Çok yanlılık, kapsamlı olarak üç veya daha fazla ülkenin tavırlarını, genel yönetim ilkeleri çerçevesinde düzenleyen bir süreç olarak tanımlanabilir. Gerçekten çok yanlı olan bir sürecin üç ilkeyi sağlaması gerekir. Bu ilkeler ayrımcılık yapmama(non discrimination)(tüm katılımcı ülkeler eşit bir şekilde muamele görmelidir), bölünmezlik(indivisibility)(katılımcılar kollektif güvenlik içinde kendi başınaymış gibi davranmalıdır) ve yaygın mütekabiliyet(diffuse reciprocity) (ülkelere düşen yükümlülükler bir sefere mahsus olmaktan ziyade genel ve devamlı bir karakterde olmalıdır) 

Orjinal Metin: Ramachandran and Altschuler have pioneered methods of using a mirror to alleviate phantom limb pain and other conditions. A patient sits at the side of the mirror with, say, his right arm reflected in front of the glass. The patient peeks around the corner to view the reflection as if he were looking at his left arm—a setup Ramachandran and Altschuler call the parasagittal reflection.

“Magic Mirror” was produced 50 years before Ramachandran first published on mirror therapy, and even then Ramachandran was unaware of the artwork. Altschuler told “If we want to be making the next great neuroscience discovery, should we go to the art museum?”


Çeviri Metni: Ramachandran ve Altschuler Fantom ağrılarını hafifletmek için aynalar kullanarak yeni yöntemlere çığır açtılar. Altschuler ve Ramaschandran 500 yıldan fazla bir zamandır sanatçıların resimlerini frontal düzlem yansımalarına göre yaptıklarını keşfetti. Ancak bu durum 1946 yılında Güzel Sanatlarda parasajital bakışın çıkmasına kadar sürdü ve “Sihirli Ayna” denilen bir ayna türü ile karşılaştık.

Sihirli Ayna Ramachandran’ın ayna terapisini ortaya atmasından yaklaşık 50 yıl önce yapıldı. Fakat Ramachandran bundan habersizdi. Altschuler şöyle diyor: “ Eğer nörobilimde bir dahaki büyük keşfi gerçekleştirmek istiyorsak, niçin bir sanat müzesinde soluğu almayalım?”